Geçersiz Sözleşme Uyarınca İade Davasında Açıkça Talep Edilmese Bile Denkleştirici Adalet İlkesine Göre İade Kararı Verilmelidir

Geçersiz Sözleşme Uyarınca İade Davasında Açıkça Talep Edilmese Bile Denkleştirici Adalet İlkesine Göre İade Kararı Verilmelidir

 

Yargıtay, 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/1502, K. 2025/2466, T. 29.04.2025

I.DAVA

Davacı vekili; davacının abisinin ...’de yaşadığını ve ...’deki bir kısım yatırımlarını davacı aracılığı ile veya ortak olarak yaptıklarını, davacının abisi ile arasındaki samimiyete dayanarak davalı ile şifahi olarak taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yaptığını, ... Mah. ... ada ... parsel sayılı arsada, davalı tarafından Düzenleme Şeklindeki Taşınmaz Satış Sözleşmesi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi ile yapılacak inşaattan bir adet daire ve giriş katında yapılacak bir bodrum, zemin ve asma kattan oluşacak dükkan için davalıya 25.09.2013 tarihinde 400.000,00 TL’yi banka aracılığı ile ödediğini, 27.04.2015 tarihinde ise 1.000.000,00 TL’yi elden nakit olarak verdiğini, ilk ödemenin daire, ikinci ödemenin ise dükkan için olduğunu, davalının davacıya dükkan ve daireyi 2017 yılının Mayıs ayında teslim edeceğini şifahi olarak taahhüt ettiğini, davacının tapu devri için defalarca talepte bulunduğunu, davalının ise diğer kat malikleriyle arasındaki resmi işlemler tamamlanınca resmi anlamda bir sözleşme yapılacağını beyan ettiğini, ancak 4 yılı aşkın süredir ne taşınmazları teslim ettiğini ne de bu hususta bir sözleşme akdettiğini, bu arada kat malikleri tarafından sözleşmelerin feshedildiğini öğrenmesi üzerine akabinde davacı ile davalı arasında 05.12.2018 tarihinde imzalanan protokol kapsamında ödenen tutarların kayıt altına alındığını ve teslim edilemeyen daire ve dükkan karşılığında teminat olarak davalıya ait başka bir dairenin davacıya devredileceği, daire ve dükkan tesliminde ise teminat konusu dairenin tapusunun tekrar davalıya devredileceğinin düzenlendiğini, ancak davalının teminat dairenin devrine yanaşmadığı gibi 12.06.2019 tarihinde keşide edilen ihtarnameye de cevap vermediğini ileri sürerek; fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik davalıya ödenen 400.000,00 TL ve 1.000.000,00 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren banka mevduatına uygulanan en yüksek ticari faizle birlikte davalıdan tahsilini, davalının edimlerini yerine getirmemesinden dolayı davacının teslim alamadığı dairelerin kira bedelleri, müspet ve menfi zararları için ise şimdilik 10.000,00 TL'nin 27.04.2015 tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat ticari faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş; 08.01.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile bilirkişi raporu doğrultusunda 1.410.000,00 TL alacak talebini 1.550.232,04 TL arttırarak toplam 2.960.232,04 TL alacağın 1.410.000,00 TL'sinin dava tarihinden 1.550.232,04 TL'nin ise ıslah tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi veya ticari faiz oranı uygulanarak davalıdan tahsilini talep etmiştir.

 II. CEVAP

Davalı vekili; davacı tarafından müvekkili davalıya 25.09.2013 tarihinde banka aracılığı ile gönderilen 400.000,00 TL'nin 09.02.2015 tarihinde davacının hesabına geri ödendiğini, davacı tarafından yapılan tek ödemenin bu olduğunu, taraflar arasında başkaca bir para alışverişi olmadığını, 27.04.2015 tarihinde elden ödendiği iddia edilen 1.000.000,00 TL’nin hiç ödenmediğini, davalının taraflar arasındaki samimiyete güvenerek ödeneceğini düşündüğünden 05.12.2018 tarihli protokole imza attığını, davacının sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı talep hakkının zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alacağın zamanaşımına uğramadığı, sebepsiz zenginleşme koşullarına göre davalının aldığını iade etmesi gerektiği, ödeme tarihi ile dava tarihi arasında geçen sürede, taşınmaz bedeli olarak ödenen para yönünden satın alma gücünde bir azalma olduğu, o halde denkleştirici adalet ilkesinin uygulanmasının Yargıtay uygulamalarına göre yasal olduğu, 400.000,00 TL (hesaplanan 982.090,21 TL) yönünden ceza dosyası kapsamı değerlendirildiğinde bu tutarın iade edilmiş olduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile 1.978.141,83 TL alacağın 1.410.000,00 TL'lik kısmının dava tarihinden, 568.141,83 TL'lik kısmının ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

IV. STİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki 05.12.2018 tarihli son protokolde davalının davacıdan 29.09.2013 tarihinde 400.000,00 TL, 27.04.2015 tarihinde elden 1.000.000,00 TL'yi aldığını imzası ile ortaya koymuş olduğu, ancak bu protokolü imzalamasına rağmen aslında aldığı 400.000,00 TL'yi bankadan davalıya iade ettiğini, 1.000.000,00 TL'yi de aslında almadığını, güvene dayalı imzaladığını bildirdiği, imzayı inkar etmediği, içeriğini inkar ettiği, davalı tarafça dosyaya sunulan İş Bankasının 09.02.2015 tarihli banka dekontunda davalı ... tarafından davacı ...'e "... havalesi" açıklaması ile 400.000,00 TL gönderildiğinin anlaşıldığı, davacı adına hesap açıldığı ve bu hesaptan talimat verilen kişi tarafından para çekildiği yönündeki davacının şikayeti üzerine yürütülen soruşturmada alınan bilirkişi raporuna göre, şikayetçi adına düzenlenmiş bankacılık hizmetleri sözleşmesindeki ve talimat belge altındaki imzanın ve yazının şikayetçinin eli ürünü olduğunun tespit edilmesi üzerine bilirkişi raporu kapsamında şüphelilerin atılı suçu işlediklerine dair somut ve inandırıcı delil elde edilemediğinden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, davacının geçersiz sözleşmeye inanarak yaptığı masraf ve zararlarını talep edemeyeceği, dava dilekçesinde açıkça iadesi talep edilen paranın güncellenmiş bedelinin talep edilmediği, ödenen bedellerin iadesi ile ayrıca kira ile müspet ve menfi zararların talep edildiği, sunulan ıslah dilekçesiyle de sadece talebin arttırıldığının açıklığa kavuştuğu, bu itibarla taleple bağlılık ilkesine göre davada talep edilmemesine rağmen güncellenmiş bedele hükmedilmesinin usule aykırılık teşkil ettiği, ayrıca davacı tarafça davalıya çekilen ihtarname incelendiğinde, ihtarnamedeki tutarların yabancı para cinsinden olduğu, davada talep edilen tutarlarla aynı olmadığı görülmekle söz konusu ihtarnamenin bu davada temerrüt oluşturamayacağı belirlendiğinden, davacının faiz başlangıç tarihi yönünden istinaf talebinin yerinde olmadığı, davalı tarafa davacı tarafça 400.000,00 TL'nin iade edildiğinin banka ve savcılık soruşturma dosyası kayıtlarından anlaşıldığı, bu nedenle 05.12.2018 tarihli protokol hükümleri gereği davalının davacıdan 1.000.000,00 TL elden aldığının belirlendiği anlaşılmakla, söz konusu geçersiz harici taşınmaz sözleşmesi gereği davacının davalıdan 1.000.000,00 TL alacaklı olduğu, davacının işbu geçersiz sözleşme nedeniyle kira, müspet ve menfi zarar talep edemeyeceği gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesinin kararının usul ve hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle; davacının istinaf başvurusunun reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın kısmen kabulü ile 1.000.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline, fazla talep ile davacının kira, müspet ve menfi zarara ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V. TEMYİZ

1. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; 400.000,00 TL ve bunun güncellenmiş değeri yönünden davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, 400.000,00 TL'nin davacıya banka hesabına yapılan ödeme ile ödendiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davalının davacı adına hesap açarak 400.000,00 TL'yi yatırdığı, ertesi gün de davacının davalı çalışanına bankadan para çekme talimatı verdiği iddiasıyla bu paranın davalı çalışanı tarafından çekildiği hususunda davacının davalı çalışanına bankadan para çekme talimatı vermediğini, söz konusu yazılı talimatın da hukuka aykırı olduğunu, kaldı ki davalı taraf davacıdan 25.09.2013 tarihinde aldığı 400.000,00 TL'yi iade etmiş olsa idi 05.12.2018 tarihli protokolde halen davacıya 1.400.000,00 TL borçlu olduğunu kabul etmeyeceğini ve de sözleşmeye geri ödeme yaptığına dair bir hüküm eklemesi gerektiğini, Derece Mahkemelerince sözde iade edilen miktar yönünden daha sonraki bir tarihte borcunun bulunduğuna dair yapılan protokol arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulduğunu, yargılamanın bu denli uzaması ve de bu kadar çok hakim değişikliği olmasının davanın tam kabulü yerine kısmen kabulüne sebebiyet verdiğini, davacının davalıya verdiği parayı dövize ya da altına çevirmiş olsaydı şu anda yüklü miktarda parası olacağını, sözleşmeye konu daire ve dükkan davacıya devredilmiş olsaydı da değerinin çok yüksek olacağını, dosyada 14.12.2020 tarihli bilirkişi raporu ile davalı tarafa ödenen miktarın denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncel değeri tespit edilmiş ise de raporun güncelliğini yitirdiğini, gelinen aşamada davaya konu miktarın yeniden denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncel değerinin tespit edilmesi gerektiğini, bazı hallerde esasen şekle uygun olarak yapılmamış olması sebebiyle hukuken geçersiz olan işlemlerden doğan, sebepsiz zenginleşmeye dayalı iade taleplerinin, diğer tarafa güvenerek edimini ifa eden tarafa yeterince koruma sağlamadığını, taleple bağlılık ilkesi uyarınca denkleştirici adalet ilkesinin talep edilmediği hususunun da yerinde olmadığını, dava dilekçesi ve diğer beyanları göz önünde bulundurulduğunda davalı tarafa ödenen meblağa ilişkin miktarların GBP karşılığının açıkça belirtildiğini, davacının edimin yerine getirilmemesi nedeniyle son derece mağdur olduğu ve bu nedenle zararının giderilmesinin açıkça talep edildiğini, bu zararın da müspet ve menfi zarar olup, tazmininin ancak denkleştirici adalet ilkesine göre giderilebileceğini, verilen paranın güncel değerinin tespitini talep ettiklerini, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından denkleştirici adalet ilkesi uygulanmadan hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.

2. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, harici taşınmaz satış sözleşmesi gereği verilen bedelin iadesi ile kira bedeli alacağı, müspet ve menfi zarar istemine ilişkindir.

3. Taraflar arasındaki sözleşme resmi şekilde yapılmadığı için geçersiz olup bu nedenle, tarafların verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilecekleri Derece Mahkemelerinin de kabulündedir.

Geçerli bir sebebe dayanmaksızın, bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana ve enflasyon oranlarına bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve az olduğu da bilinen bir gerçektir.

Hukuken geçersiz sözleşmeler, sebepsiz zenginleşme kurulları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet ilkesi hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus, hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iade kararı verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde ise kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak ve iade borçlularının iade de direnmelerine neden olacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı tarafından dava dilekçesinde geçersiz sözleşme ile ödenen paranın ödeme tarihinden itibaren faizi ile tahsili talep edildiğine göre; bu talebin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ve denkleştirici adalet ilkesinin esas alınması suretiyle tahsili talebine ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Başka bir deyişle; davacı tarafça davaya konu edilen alacak talebinde, ödenen paranın ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde ödeme yapılması amaçlanmıştır. (Dairemizin 18.12.2014 tarihli ve 2014/8121 E., 2014/16778 K., 18.12.2014 tarihli ve 2014/7477 E., 2014/16831 K., 02.06.2015 tarihli ve 2014/16641 E., 2015/10069 K. ve 08.07.2019 tarihli ve 2017/10764 E., 2019/6321 K. sayılı ilamları da aynı yöndedirler.)

Diğer yandan, Derece Mahkemelerince her ne kadar 400.000,00 TL'nin 09.02.2015 tarihinde banka aracılığı ile davacıya iade edildiğinin kabulüyle karar verilmiş ise de; bu tarihten sonra 05.12.2018 tarihinde taraflar arasında düzenlenen protokolde, davalının davacıdan toplam 1.400.000,00 TL aldığını kabul ettiği ve protokolde geri ödemeye ilişkin bir hususun dercedilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, Bölge Adliye Mahkemesince; davacının satış bedeli olarak 1.400.000,00 TL ödeme yaptığının kabulü ile uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı şekilde karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.

Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince; davacı tarafından satış bedeli olarak ödenen 1.400.000,00 TL'nin, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ifanın imkansız hale geldiği dava tarihinde ulaşacağı alım gücünü belirleyen rapor ve davacının ıslahı doğrultusunda davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

28.000,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

29.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi."

 

Daha fazla bilgi, hukuki danışmanlık ve sorularınız için Whatsapp hattımızdan veya mail yoluyla bizimle hemen iletişime geçebilirsiniz. 19.03.2026

 

Kadir Uyanık

Av. Kadir Uyanık

Yazar, İzmir Barosu'na kayıtlı Avukat olup, aynı zamanda Ticaret Hukuku alanında yüksek lisans eğitimi görmektedir. Çalışmalarını Ticaret Hukuku ve Şirketler Hukuku alanında yoğunlaştırmıştır.